fasl kelimesinin Türkçe Türkçe çevirisi ve anlamı

Kategori Anlam Orijinal metin
genel إِغْتِيَابٌ (ج) إِغْتِيَابَاتٌ gıybet etmek , bir kmsenin arkasından söz söylemek , fasl etmek , hazır değilken fasıl etmek
genel لَفْأٌ : لَفَاءٌ bir nesnenin kabuğunu sıyırıp soymak , dövmek , vurmak , ret eylemek , fasl ve gıybet etmek , bir kimsenin hak ve matlubunu tamam vermek , az vermek , bir kimseyi azimet eylediği semt ve cihetten döndürmek
genel مِجْذَامٌ : مِجْذَامَةٌ و يقال رجل مِجْذَامُ الرَّكْضِ فِي الحَرْبِ işleri ve kazayı fasl ve kat etmekte mahir rey - i metin sahibi , muhabbeti pek kesen , meveddeti pek çabuk kesen
genel مِجْذَامَةٌ : مِجْذَامٌ و يقال رجل مِجْذَامَةٌ اي مُتَلَوِّنٌ umur ve kazayı fasl ve kat etmede amhir rey - i metin sahibi , dostluğu napayidar , sebatsız , dönek , mütellevvin , vefasız , muhabbeti pek kesen , meveddeti pek çabuk kesen , işleri kesen kimse , kertenkele

Benzer Kelimeler

Kategori Anlam Orijinal metin
genel مُتَتَالِيٌ birbiri ardınca gelen , fasılasız , ard arda , ardışık , peşi sıra
genel تَفَاصِيلُ detaylar , ayrıntılar , tafsilat , bölükler , fasıllar , tafsiller
genel تََبْوِيبٌ (ج) تَبْوِيبَاتٌ bab bab taksim etmek , tertip kılmak , bablara , fasıllara , kısımlara , ayrımlara taksim etmek , bölmek
genel مُبَوَّبٌ و يقال كِتَابٌ مُبَوَّبٌ و أَبْوَابٌ مُبَوَّبَةٌ bab bab taksim olunan , bablara ayrılmış , tasnif edilmiş , konulandırılmış , bablara taksim olunmuş , ayrımlara fasıllara , konulara bölünmüş
genel بَوَّبَ الكِتَابَ kitabı babalara , fasıllara , ayrımlara , bölümlere taksim etti , böldü
genel فَصْلُ الخِطَابِ (خِطَابٌ فَاصِلٌ ) و تقول سمعت منه فصل الخطاب وهو الحكم بالبيّنة او اليمين او الفقه في القضاء او النطق بِإمَّا بَعْدُ kadı beyyine ile yahut yemin ile hüküm eylemek , hitap fasıldır ala kavlin hüküm ve kazada fukahadan ibarettir muhataba gibi bir adama söz söylemek , söz kelam , Hak ile batılı birbirinden ayıran hüküm ve kaza , imamın ve hatibin Cuma hutbesinde amma badu kelimesinden sonra gelen sözü , konuşma dili , sonsöz , nihai karar
genel مُتَتَابِعٌ : مُتَتَالِي و يقال فرس مُتَتَابِعُ الخَلْقِ و رجل متتابع العِلْمِ ardıl , birbirini izleyen , takip eden , ardışık , birbiri ardınca gelen , fasılasız , birbiri ardınca vuku bulan veya hasıl olan , her tarafı uygun ve müsavi olan , her ilim ve fende vukuf ve malumatı bir derecede ve müsavi olan
genel فَصَّلَ الكِتَابَ kitabı bölümlere , ayrımlara , fasıllara ayırdı , böldü
genel مَا بَرِحَ : مَا زَالَ ... hala devam etmekte , fasılasız , kesintisiz , ayrılmadı , hala , fasılasız , kesiksiz , sürekli , daima
genel مُتَوَاصِلٌ devam eden , süren , devamlı , sürekli , aralıksız , bir biri peşinde , fasılasız
genel هِنْدَاسٌ nesnenin endazesi ve fasımı ve endazeye vurmak ve tasımlamak
genel لاَ بَرَاحَُ : لا ينقطع : متصل kesilmez , fasılasız devam ediyor
genel مُتَوَاصِلاً sık sık , aralıksız olarak , fasılasız olarak
genel فَصَّلَ : تَفْصِيلاً ، هُ bir sözü ayrıntı ve detaylarıyla açıklamak , beyan etmek , belirtmek , tafsilat vermek , bir şeyi parçalamak , elbiseyi biçmek , ayrımlara , fasıllara ayırmak , gerdanlığa fasıla geçirmek , kesmek
genel بِلاَ فَاصِلَةٍ fasılasız
genel بلا فاصلة ، مستمرا ، علي الإستمرار ، غير منقطع fasılasız

 _
 

Hızlı Online Çeviri