yüksek kelimesinin Türkçe Türkçe çevirisi ve anlamı

Kategori Anlam Orijinal metin
genel محكمة العدل العليا yüksek adalet divanı
genel شجرة شامخة yüksek ağaç
genel تيار عالي yüksek akım
genel شَهِقَ الجَبَلُ dağ alçın , yüksek oldu
genel مُنِيفٌ yüce ali , kibirli , mağrur , azametli , muhteşem , serbülent , yüksek şey
genel بَاذِخٌ (م) بَاذِخَةٌ (ج) بَوَاذِخُ : عَالٍ yüksek , ali , bala , bülend , büyük , vücütlü kadın
genel أَعْلَي (ج) أَعَالِيُ (م) عُلْيَا ziyade ali ve mürtefi olanve ziyade aliyül kadir ve müşerref olan ve ziyade hoş ve makbul olan , yukarı , yüce ve yüksek nesne ve ulu kişi , ziyade yüksek ve mürtefi olan , balater , ziyade hoş ve makbül olan , en yüce , en yüksek , en üstün , ala , yukarı , üst , tepe , ala , ala olan , ziyade ali yüksek olan
genel جبهة عالية yüksek alın
genel حَجَمَ ـُِـ حَجْماً kan almak , meme ağırşaklaşmak , emmek , soğurmak , hacamet etmek , kızın memesi oylumlanmak , yani çıkıntlı girintili yüksek olmak , men etmek , yasak etmek
genel بَيْنَ (ج) بَيْنَاتٌ و بُيُونٌ (ظ) : فراق، فرقة ، بُعد ، ناحية ، خطة و يقال بَيْنَ الظُّهْرِ و العَصْرِ و يقال وقع بَيْنَهُمْ بَيْنٌ ara , arada , arasında , ara yer , arası , araya , orta , meyan , kim , nahiye , bucak , bölge , hutta , iki yer arasındaki aralık ve sınır , gözün erdiği ve ihata ettiği miktar yer , kaba ve yüksek yer , ayrılık , fırkat , vüslat , arası , dostluk , düşmanlık , fırkat , uzaklık , aralık , fırak , fark , tefavüt , rüchan , cüdalık , beyan olmak , meyane , mesafe , meyanında
genel جَعْجَاعٌ : أَرْضٌ و يقال بَعِيرٌ جَعْجَاعٌ و مَوَْضِعٌ جَعْجَاعٌ yer , arz , zemin , ordugah , harp meydanı , devecilerin yatmasına uygun olmayan deve yatağı , mahpes , zindan , dar ve sert yer , bağırsağı sert ve yüksek erkek deve
genel المحكمة الإدارية العسكرية العليا yüksek askeri idare makemesi
genel المجلس الاستشاري العسكري الأعلى yüksek askeri istişare kurulu
genel لَجْنَةٌ عَسْكَرِيَّةٌ عُلْيَا yüksek askeri komite
genel قَفْز عَالٍ yüksek atlama
genel قَفْزٌ عَالِيٌّ yüksek atlama
genel وثْبٌ عَالِيٌّ yüksek atlama
genel وثب عالي، قفز عالي yüksek atlama ( sp )
genel أَطْلَسٌ عَالِي yüksek atlas
genel رَدَي ـِـ رَدْياً و رَدَيَاناً taşı atmak , kırmak , artmak , çatmak , gitmek , yüksek dağdan düşmek , kuyuya düşmek , artmak , çoğalmak , sekmek
genel عَالِيَةُ المَزَايَا yüksek avantajlı
genel نَحَبَ ـِـ نَحْباً و نَحِيباً بِ çok avazla ağlamak , feryat , figan etmek , yüksek sesle ağlamak , ddetli ağlamak , ağlayarak sesini yükseltmek
genel ثَالِثَةُ الأَثَافِيِ و يقال رَمَاهُ اللهُ بِثَالِثَةِ الأَثَافِي sac ayağının üçüncü ayağı ki ekseriya yüksek bir yerden ibarettir musibetin en büyüğü , fitne ve fesada ayak olan adam , bela , belaların belası , dahiye , afet , büyük bela
genel سَدٌ عَالِي yüksek baraj
genel مَرْتَبَةٌ (ج) مَرَاتِبُ mertebe , basamak , derece , sıra , rütbe , minder , yüksek makam , yer

 _
 

Hızlı Online Çeviri