Benzer Kelimeler

sel kelimesinin Türkçe Türkçe çevirisi ve anlamı

Kategori Anlam Orijinal metin
genel جُحَافٌ : سَيْلٌ : آفَةٌ : مَوْتٌو يقال موت جُحَافٌ و سيل جُحَاف herkesi alıp götüren ölüm , önüne geleni sürükleyen sel , afet , ölüm , herşeyi alıp götüren , süpüren sel , hazımsızlıktan ve midenin bozulmasında gelen , ishal , yürek sürmesi
genel جَارِفٌ و يقال سيل جَارِفٌ و مَوْتٌ جَارِفٌ و طَاعُونٌ جَارِفٌ و جَيْشٌ جَارِفٌ her şeyi süpürüp götüren , her şeyi silip süpüren , kürekleyen , umumi , salgın , ölüm , taun , musibet , sel gibi kesretlik olarak hareket eden
genel إِحْتَفَلَ : إِحْتِفَالاً بِ ، فِي kutlamak , toplanmak , birikmek , kutlamak , abartmak , derenin iki yanı sel ile dolup taşmak , çokmak , önem vermek , özen göstermek , aldırış etmek
genel قَصِيرٌ (ج) قِصَارٌ kısa , bodur , alçak , babası ünlü olup atasını saymaya gerek görmeyen adam , yüksekçe yere çıkamayıp engebe ve düzce yerlere sapan sel suyu
genel إِنْبَثَقَ : إِنْبِثَاقاً مِنْ yarılıp çıkmak , su taşmak , azamak , tuğyan etmek , sel birden bire çıkmak , ansızın basmak , bitrden bire atılıp sövme ve tahkirlerle boşanmak , sabah açılmak , akmak , fışkırmak , çıkmak , oluşmak , oluşmak
genel جَفَأَ الواديُ و القدرُ : اذا رميا بالجفاء اي الزبد dere ve kaynayan tencere köpüğünü dışarı attı , çayın ve sel suyunun yüzünde olan çörçöp har ve haşak makulesini silip giderdi , çayın ve sel suyunun yüzünde olan çörçöp har ve haşak makulesini silip giderdi , dere suyunun üstündeki süprüntü ve otları toplayı
genel أَفَاضَ : إِفَاضَةً taşırmak , akıtmak , dökmek , doldurmak , su dökünmek , hacılar sel gibi taşıp Arafattan Minaya doğru dağınık dönmek , kabı taşıncaya dek doldurmak , su serpmek , deve gevişini boğazına geri almak
genel جُرَافٌ : أَكُولٌ و يقال رَجُلٌ جُرَافٌ و سَيْلٌ جُرَافٌ و سَيْفٌ جُرَافٌ sert , çok keskin , gamsız , çok yiyen , obur , cima kuvveti galip cima düşkin , pek neşatlı , uğradığı yerleri götürüp harap eden sel , önüne geleni alıp götüren sel , pek keskin ve muhrip
genel نَفْيٌ : إِنْكَارٌ ، رَفْضٌ ، طَرْدٌ ، إِبْعَادٌ inkar , ret , sürgün , nefiy , tekzip , yalanlama , olumsuzluk , uzaklaştırma , sel selinti getirip gitmek , kişi kalkıp gitmek , terk - i diyar etmek , redetmek , yok etmek , sürmek , kovma , tart etme
genel إِفَاضَةٌ (ج) إِفَاضَاتٌ kap taşıncaya kadar içine şey dökmek , su dökmek , çoklatma , bol bol etrafa şey dağıtmak , akıtmak , öldürmek , ölmesine sebep olmak , Hacıların Arafattan Minaya doğru sel gibi koşmaları , dönmeleri
genel جُبَارٌ و يقال ذهب دمه جُبَاراً اي هدرا و يقال أيضا فُلان جرحه جُبَارٌ و المعدن جُبَارٌ intikamsız ve mücazatsız kalan kabahat , heder , batıl , diyet ve kısası icap etmeyen şey , sel suyu , zarar ve hasarı mucip şey , zimetsiz , zimmetten beri , bir işe ilişiği olmayan adam
genel أَبْطَحُ (ج) أَبَاطِحُ و بِطَاحُ و أَبَاطِيحُ (م) بَطْحَاءُ : مسيل واسع و كبير فيه رمل و دقاق الحصي : واسع كانت كمام الصحابة بُطَحاً اي واسعةً Mekkede Harem - i Şerife yakın bir yer , içinde kum ve ufak çakılları bulunan geniş ve büyük dere , zemini çakıl ve kumdan ibaret geniş vadi ve sel deresi , kumlu ova ve ufak taşlı yer , sel yolu , kumlu ova ve ufak taşlı yer , sel yolu , geniş , vasi
genel فَرَّعَ : تَفْرِيعاً مِن dağa , yükseğe çıkmak , dağdan veya bayırdan sel gibi aşağıya inmek , devenin yavrusunu boğazlamak , asıl meseleden çeşitli hükümler , furular çıkarmak , dallara ayırmak , budaklandırmak , kollara , dallara , bölümlere şubelere ayırmak , branşlandırmak
genel جُرْفٌ (ج) أَجْرَافٌ و جِرَفَةٌ و جُرُوفٌ و في الحديث من أسّس بنيانه علي جُرُفٍ هار و في المثل فُلان يبني علي جُرْفٍ هَار yar , sarp yalı , sahil kayalığı , sahanlık , hendek , yar , sahanlık , uçurum , sarp kayalık , nehrin dik ve sarp kenarı ki daima parçaları yıkılıp düşer , yalçın dağın yalımı , sarp tarafı , sel suyunun kazdığı yer , Kürtçe kendal derler
genel َتِيٌّ ، أُتِيٌّ ، إِتِيٌّ cedveli umumi ile tarla veya bahçe arasındaki hususi arkının ayrıldıkları yer , nereden geldiği belli olmaksızın birden bire çıkan su , aniden zuhur eden sel , yabancı kimse , garip , tanınmaz adam
genel مُدُّ (ج) أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ : تطويل kabarma , med , sel , çok su , mesafe , uzatmak , çekmek , memleketlere göre değişen bir nevi ölçek , Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek , müd , yarım kilelik ölçek , uzamak , döşemek , uzun üstün
genel جَفَأَ ـَـ جَفْأً و جُفُؤاً yere vurmak , düşürmek , yıkmak , tencereyi lengerin içne baş aşağı edip boşaltmak , tencerenin köpüğünü almak , çay veya sel suyunun üstündeki süprüntü ve otları toplayıp çıkarmak , kapıyı kapamak , örtmek , kapıyı açmak , otları kökünden çekip koparmak
genel أَتِيٌّ ، أُتِيٌّ ، إِتِيٌّ (ج) أَتَاوي : أَتَاءٌ : غريب ، سيل cedveli umumi ile tarla veya bahçe arasındaki hususi arkının ayrıldıkları yer , nereden geldiği belli olmaksızın birden bire çıkan su , birden bire çıkan sel , aniden zuhur eden sel , bir kişi bir yere su iletmek için yardığı yarık , yabancı , garip , tanınmaz adam , misafir
genel أَبْهَرُ (تث) أَبْهَرَان : شُرْيَانٌ أورطِيٌّ ، ظَهْرٌ ، وريد العنق و يقال قطع الألمُ أبهره اي أهلكه arka , sırt , arkada veya kolda ve boğazdaki büyükdamar , şahdamar , yüreğe bitişik arka damarı , aort damarı , ardıç ağacı , kuş kanadının en kısa tüyleri yayın iki ucundaki eğri yerlerin arka tarafı sel sularının tahrip ve zararından salim ve sağlam yer , kuru deniz otu , sırt , pek parlak
genel جُفَاءٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاء وَأَمَّا مَا يَنفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الأَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الأَمْثَالَ su ve kaynayan tencerenin köpüğü , tencere ve sel suyunun köpüğü , nehir ve sel suyunun üstündeki süprüntü ve otlar , selin etrafa attığı çerçöp , silinti , boş gemi , boş ve batıl şey , köpük , batıl , asılsız nesne , yabana atılacak şey , heba , sel suyu nun yüzünde olan çörçöp , har ve haşak makulesiki seylenti tabir olunur
genel بَثَقَ ـُِـ بَثْقاً و بِثْقاً و تَبْثَاقاً و بُثُوقاً nehrin suyunu her tarafa akıtmak için kenarını gedmek , ırmağın suyu akması için bendini kırmak , sel yerini yarmak , sel basmak , kenarını kırmak , ayrılmak , yırtmak , rol vermek , mecra açmak , nehir veya sel yatağının kenarını veya bendi yıkıp etrafı basmak , göz süraatle yaş akıtmak , sel suyu ağzına kadar dolmak , su fışkırmak , su akmak için havuzun kenarını kırmak , kutu su ile dolup taşmak , göz yaşarmak , toprağı yarmak
genel دَرْءٌ (ج) دُرُوءٌ : َرَاة : دفع ، إعوجاج : ميل defeylemek , defetmek , savmak , sel suyu defatan zuhur eylemek , bir kimse ansızın çıka gelmek , ateş parıldamak , devenin arkası şişip yumru zuhur etmek , bilinmeyen yerden ansızın girip sel eylemek , bir nesneyi yayıp döşemek , gidermek , Araptan bir adam adı ve kargı , asa makulesi nesnelerde olan meyil ve çarpıklık haleti , meyil eğiklik , çarpıklık , şu nadire yani sakiteye deniyor ki ansızın dağdan kopup sukut eyleye , kaya parçası ve kar sahifeleri gibi

 _
 

Hızlı Online Çeviri